İnsan ömrünü 200 yıla uzatmanın sırrı balinalarda mı saklı?

David Warmflash*

İnsan ömrünü ciddi ölçüde uzatabilecek tek bir gen yok; fakat günümüz bilimi, gen kümelerinin tamamının, yanıtın büyük bir kısmını oluşturabileceği iddiasında. Yaşlanmanın sırrına verilecek yanıt, dünyamızın uçsuz bucaksız okyanuslarında yatıyor olabilir.

Balinalar, bu gezegende bizden milyonlarca yıl daha uzun zamandır yaşıyor. Bu yılın başlarında duyurulan en heyecan verici ve popüler genetik keşiflerinden biri, kısa süre önce Liverpool Üniversitesi’ndeki araştırmacıların genlerini dizilediği Grönland balinası üzerineydi.

Yakın zamanda 115 yaşındaki bir kadını da kapsayan insan genom çalışmalarından sağlanan bulgularla uyuşan Liverpool balina çalışması, büyük oranda, pek çok insanın yüzlerce yıl ve daha uzun yaşadığı bir çağı gerçeğe dönüştürmekle meşgul olan iki kuruluşça finanse ediliyor: Yaşam Uzatma Vakfı ve Methuselah** Vakfı.

Liverpool grubu, şu ana dek, Grönland balinaların ömrünün çok uzun olmasında rol oynaması muhtemel görünen yaklaşık 80 geni tespit etti. Uzun vadede amaç, bulguları insan genomunu bizim için aynı şeyi gerçekleştirecek biçimde yönlendirmek üzere uygulamaya sokmak ve bunu yaparken tıbbi araştırmacıların kanser, kalp-damar hastalıkları ve insan ömrüne bir sınır çizen başka sorunlarla bağlantılı hücresel yaşlanma süreçlerini durdurmasına ya da yavaşlatmasına yardım etmek. Başka bir ifadeyle, radar ekranında insanı geliştirmeye yönelik yeni bir potansiyel görünüyor.

BU KEŞİF, GELECEĞİN İNSANLARINI DEĞİŞTİREBİLİR

Grönland balinası türünün mensupları, 200 yıla dek yaşayabilir. Kimi dev kaplumbağaların da 200 yıla varabilen bir yaşam süreleri var; fakat, sürüngen olmaları nedeniyle, biyolojileri insanlarınkinden ziyadesiyle farklı. Buna karşılık, balinalar ve insanlar hem memeliler hem de bundan dolayı çok daha fazla geni paylaşırlar. Şayet Liverpool araştırması gerçekten yolunda giderse, insanın, balina genomunun biraz daha fazlasını ya da en azından Grönland balinalarınınkini paylaştığına tanık olabiliriz. Bu keşif de geleceğin insanlarını daha uzun yaşayacak biçimde değiştirmemize yardım edebilir.

Bahsettiğim şey, genetiği değiştirilmiş organizmalar ve bu defa bitkiler ya da algler değil, insanlar. Bu durum, hikayeye ilgi çekici bir boyut katıyor; zira, Grönland balinası projesinin iki ana finansöründen biri olan Life Extension şirketi, büyük oranda hormonal ve besin takviyeleriyle ilgileniyor.

Yaygın biçimde kullanılan besin takviyelerini, genetik modifikasyon teknolojisini bilimden ziyade, ideolojiye dayalı sebeplerden reddeden Whole Foods*** marketlerinden alışveriş yapan insanlarla ilişkilendirebiliriz. Şayet Liverpool’daki araştırmalar bilim insanlarının umdukları düzeyde başarılı olursa, (bazı balina genlerini rehber gibi kullanmak, hatta belki de balina genlerini ya da bunların bir kısmını insan genomuna eklemek gibi) insan geninin manipülasyonu, insanın yaşam süresi bağlamında yeni bir vitamin ürününden çok daha fazlasını gerçekleştirebilir.

BÜYÜK BİR POTANSİYEL ÖNÜMÜZDE DURUYOR

Grönland balinası genom araştırmasının diğer ana finansörü olan Methuselah Vakfı, doku mühendisliği ve yenileyici tıp alanında çalışıyor. Bu fazlasıyla büyüleyici; zira, insan olmayan memelilerden alınan genleri, yaşlanan bir insanın bozulmaya maruz kalan dokularının tamamına eklemek için henüz güvenli bir tekniğimiz yok. Bununla birlikte, en umut vaat eden yaklaşım, vücuda enjekte edilebilen ve kısmen gençleşmeye ihtiyaç duyan organlara yönelebilen çeşitli transgenik kök hücre zincirleri, yani hem insandan hem de balinalardan alınan DNA dizilerini kullanan hücreleri yaratmak olabilir.

Yeni bir tür, bir insan-balina melezi yaratmak istemiyoruz; insan embriyolarının genetiğiyle oynamak da istenen ya da etik olan bir şey değil; bu, bilim kurgu ortamlarında, en son bir BBC America dizisi olan Orphan Black’de sıkça gündeme getirilen bir olasılık. Başarıya ulaşma ihtimali en yüksek olan yaklaşım, bundan ziyade, yaşlandıkça kişinin organlarını ve sistemlerini gerektiği şekilde yenilemek olabilir. Amacı 2030 yılına dek ’90 yaşındaki insanların 50 yaşındakiler kadar sağlıklı olabileceği bir dünya yaratmak’ olan Methuselah Vakfı’nın stratejisi tam olarak bu. Bu durumda, 1950’li yıllarda, bebek patlamasının yaşandığı dönemde**** doğan insanlardan bahsediyoruz.

Kısacası, iki yüzyıllık dönüm noktası kusursuz bir rehber ve teşvik edici bir etken olsa bile, günümüzün en yaygın ve ölümcül sağlık sorunlarından bir kısmına çözüm üretebilecek yenilikler açısından büyük bir potansiyel önümüzde duruyor. Bu, balina genomu araştırmasının, yakın bir dönemde insanların fiziksel durumunu iyileştirmeye geçiş yapabileceği anlamına gelir. Denizde yaşayan memeli kuzenlerimizi bu denli uzun ömürlü yapan etkenin ne olduğunu anlamanın faydaları apaçık ortada. Ne var ki, bunun peşinden suya atlamayı, yalnızca genetik düzenleme teknolojisinden korkmayanlar başaracaktır.

*Hekim, astrobiyolog, uzay tıbbı araştırmacısı ve bilim yazarı

** Methuselah; Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam’da kutsal bir ata ve bir figürdü. Kutsal Kitap’ta bahsedilen insanlar arasında en uzun yaşam süresine sahip insandı ve anlatılara göre 969 yıl yaşamıştı.

***Mümkün olduğunca az işlenmiş ya da rafine edilmiş ve katkı maddesi ya da diğer yapay maddeleri içermeyen yiyecekler.

****İkinci Dünya Savaşı’nı takip eden yıllarda, doğum oranında geçici olarak belirgin bir artış yaşandığı dönemde doğan kişiler.


Yazının orijinali Genetic Literacy Project sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir